top of page

Her Şeyi Hemen Çözmek Zorunda Değilsin

Bazen insan bir duygunun içinden geçerken hemen toparlanmak ister.


Üzgünse üzülmeyi bitirmek, kaygılıysa sakinleşmek, kırıldıysa bunu aşmak, öfkelendiyse kendini kontrol etmek ister. Sanki iç dünyasında beliren her duygu, hızlıca çözülmesi gereken bir sorunmuş gibi gelir.


“Bunu neden hâlâ düşünüyorum?”

“Artık geçmesi gerekmez miydi?”

“Bu kadar etkilenmem normal mi?”

“Niye böyle hissediyorum?”

“Ben bunu çoktan aşmış olmalıydım.”


Bu cümleler çoğu zaman duygunun kendisinden daha yorucudur.


Çünkü insan sadece üzülmez; üzüldüğü için kendine kızar. Sadece kaygılanmaz; kaygılandığı için kendini zayıf bulur. Sadece kırılmaz; kırıldığı için fazla hassas olduğunu düşünür.


Böylece asıl duygunun üzerine ikinci bir yük daha biner: Kendini yargılamak.


Oysa duygular çoğu zaman çözülmesi gereken problemler değil, duyulması gereken iç sinyallerdir. Kaygı bazen kontrol ihtiyacını, öfke ihlal edilmiş bir sınırı, kırgınlık görülmemiş bir beklentiyi, yorgunluk uzun süredir ertelenmiş bir ihtiyacı gösterir.


Bir duygunun varlığı, yanlış yolda olduğun anlamına gelmez. Bazen sadece iç dünyanda bir şeyin dikkat istediği anlamına gelir.


Psikolojik olarak baktığımızda, insan zihni belirsizliği sevmez. Açıklamak, anlamlandırmak, kapatmak, çözmek ister. Çünkü çözülemeyen şey zihinde açık dosya gibi kalır. Bu yüzden bazı duyguların hemen geçmesini isteriz. Geçerse rahatlayacağımızı düşünürüz.


Ama bazı duygular acele ettikçe daha da büyür.


Çünkü görülmeyen şey tekrar eder. Bastırılan şey başka bir yerden konuşur. Yok sayılan ihtiyaç, çoğu zaman daha sert bir belirtiyle geri döner.


Bu yüzden bazen ilk adım çözmek değildir.


Bazen ilk adım sadece şunu diyebilmektir: “Şu an böyle hissediyorum.”


Bu cümle basit görünür ama insanın kendisiyle ilişkisini değiştirir. Çünkü duyguyu hemen düzeltmeye çalışmadan önce ona yer açar. Onu bastırmaz, büyütmez, inkâr etmez. Sadece fark eder.


Bir duyguyu fark etmek, ona teslim olmak değildir.Üzgün olduğunu kabul etmek, hayatının kötü gittiği anlamına gelmez.Kaygını görmek, kaygının seni yönetmesine izin vermek değildir.Kırıldığını kabul etmek, güçsüz olduğun anlamına gelmez.


Aksine, insan ancak fark ettiği şeyle sağlıklı bir ilişki kurabilir.


Kendini hemen toparlamak zorunda hissetmenin ardında bazen eski bir öğrenme vardır. Bazı insanlar çocukken duygularına alan açılan evlerde büyümez. Üzülünce “abartma” denir. Kızınca “saygısızlık yapma” denir. Korkunca “korkacak ne var?” denir. Yorulunca “herkes yoruluyor” denir.


Böyle bir yerde çocuk, duygusunu anlamayı değil, duygusunu saklamayı öğrenir.

Sonra yetişkin olduğunda da kendi içinden geçenleri fazla, gereksiz ya da rahatsız edici bulabilir. Ağlamamak için kendini tutar. Kırıldığını söylemeden önce bunun makul olup olmadığını tartar. Dinlenmek istediğinde suçluluk duyar. Bir şey onu etkilediğinde hemen kendine “büyütme” der.


Ama insanın iç dünyası emirle sakinleşmez.


“Takma” demekle geçmeyen şeyler vardır.“Unut” demekle kapanmayan defterler vardır.“Güçlü ol” demekle hafiflemeyen yükler vardır.


Bazen insanın ihtiyacı çözüm değil, eşliktir. Kendi duygusunun yanında biraz kalabilmektir.

Bu, günlük hayatta çok küçük bir yerden başlayabilir. Bir duygu geldiğinde hemen yorumlamak yerine birkaç saniye durmak. “Bu duygu bana ne anlatıyor olabilir?” diye sormak. Kendine kızmadan önce, o duygunun hangi ihtiyaca işaret ettiğini merak etmek.

Mesela kaygı geldiğinde sadece “Yine kaygılandım” demek yerine, “Şu an neyi kontrol etmeye çalışıyorum?” diye bakmak.


Öfke geldiğinde “Ben kötü biriyim” demek yerine, “Nerede sınırım aşılmış olabilir?” diye sormak.


Kırgınlık geldiğinde “Çok hassasım” demek yerine, “Neyi bekledim ve ne karşılanmadı?” diye düşünmek.


Yorgunluk geldiğinde “Tembellik ediyorum” demek yerine, “Ne zamandır kendimi erteliyorum?” diye fark etmek.


Bu sorular duyguyu hemen yok etmez. Ama insanı duygusunun karşısında çaresiz bırakmaz. Çünkü duyguya savaş açmak yerine onunla ilişki kurmayı öğretir.


Her şeyi hemen çözmek zorunda değilsin.


Bazı şeyler önce anlaşılmak ister. Bazı duygular önce adlandırılmak ister. Bazı yükler önce kabul edilmek ister. Bazı cevaplar ise ancak insan acele etmeyi bıraktığında duyulur.


Kendini iyileştirmek, kendini sürekli düzeltmek değildir.


Bazen iyileşme, içinden geçen şeye daha az düşmanca bakabilmektir. Kendine “Niye böyleyim?” diye yüklenmek yerine, “Bu hâlim bana ne anlatıyor?” diye yaklaşabilmektir.

Çünkü insan kendini zorladıkça değil, kendini duydukça değişir.


Bugün içinden geçen her şeyi çözmek zorunda değilsin. Belki sadece fark etmen yeterlidir. Belki sadece adını koyman. Belki sadece biraz durman.


Ve bazen bu bile, sandığından daha büyük bir adımdır.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Kendini Sürekli Açıklama İhtiyacı Nereden Gelir?

Bazı insanlar bir cümle kurduktan sonra bile içlerinde açıklamaya devam eder. “Yanlış anlamasın.” “Kırılmış olabilir.” “Bunu öyle demek istemedim.” “Acaba fazla mı net konuştum?” “Şimdi bencil gibi mi

 
 
 
Başarının Ardından Gelen Boşluk

Bir hedefe aylarca, belki yıllarca yürüdüğünde, zihnin genelde varış anını hayal eder. Orada bir rahatlama, bir doluluk olacağını düşünürsün. Ama bazen tam tersi olur: hedefe ulaştığın gün, beklediğin

 
 
 

Yorumlar


bottom of page